2025’te seyirci krizinin reçetesi bulundu ama gelecek kaygısı hâlâ baki
Türkiye sineması 2025
Türkiye’de sinemadaki seyirci krizi iyice derinleşti. Bu krizi aşmanın reçetesi de ortaya çıktı: Bilet fiyatlarının düşürülmesi ve nitelikli anaakım filmlerin üretilmesi. Ancak tablo hâlâ kırılgan. Bağımsız cenah enseyi karartmıyor, üretmeye devam ediyor. Geleceksizlik ve çıkışsızlık ise 2025’in sinemasında baskın tema olarak öne çıkıyor.
Türkiye’de çok değil, üç-dört yıl önce bir filmin 5 milyon kişi tarafından izlenmesi olağan bir durumdu. Bugünse bu rakamlar hayal gibi görünüyor. Çünkü yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle sinemaya gitmek âdeta lüks hâline geldi. Hâl böyle olunca Türkiye’de bu yılın gişe şampiyonu ‘Yan Yana’ filminin 2,6 milyondan fazla seyirciye ulaşmasını sevinçle karşılayıp alkışlar olduk.

Pandemi sırasında ve sonrasında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sinemaya giden seyircilerde ciddi bir düşüş yaşandı. 2017’de sinemaya giden seyirci sayısı 71 milyonken 2019’da 59 milyona düştü. Pandemi sonrası 2022’deyse ancak bu rakam 36 milyona ulaşabildi. 2024’te 33 milyona gerileyen seyirci sayısı, 2025’teyse 28 milyonla yılı kapattı, yani yüzde 13’lük bir kayıp yaşadı. Birçok ülkede pandemi sonrası toparlanma yaşanırken, Türkiye’de tablo bunun tam tersini gösterdi; seyirci krizi giderek derinleşti.
Nitelikli film çekme çabasına seyirci karşılık veriyor
Krizin derinleşmesinin temelde iki sebebi var. İlki, bahsettiğim gibi Türkiye’de uzun yıllara yayılan ekonomik krizin insanların alım gücünü düşürmesi. Bunun sonucu olarak da sinemaya gitmek, gündelik hayatta sıradan bir seçenek olmaktan çıktı. Bugün İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde bilet fiyatı ortalama 300-350 TL arasında (yaklaşık 6-6,5 euro), diğer şehirlerdeyse ortalama 250 TL (yaklaşık 5,5 euro). İkincisi ise kimi sinemacıların özellikle geniş kitleleri hedefleyen nitelikli film çekme motivasyonunu kaybetmesi.
2025’te görüldü ki bilet fiyatları düşürülünce seyirci bu tavra olumlu karşılık veriyor. Kültür Bakanlığı’nın kampanyasıyla çarşamba günleri biletler 250-350 TL yerine 120 TL’ye (5,5-6,5 euro yerine 2,2 euroya) satılıyor. Nitelikli film üretme çabası da bu ilgiyi daha görünür kılıyor. Yıl içindeki ucuz bilet kampanyalarına gösterilen ilgi ile Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in başrolünde oynadığı Can Dostum uyarlaması Yan Yana’nın gişe başarısı bunun en somut göstergesi.
Türkiye’de uzun zamandan beri anaakım sinema alanı neredeyse dağılmış durumda. Bugünkü manzara 90’lardaki sinema ortamını hatırlatıyor âdeta. Geniş kitleleri sinemaya çeken nitelikli anaakım filmler epeydir üretilmiyor. Bu alan, ucuz komedilere ve Türk işi korku filmlerine neredeyse terk edilmiş durumda. Tam da bu yüzden Yan Yana, bu yıl anaakım sinemaya hayat öpücüğü verdi. Yılın en çok izlenen Türk filmi oldu ve nitelikli anaakım film çekilirse seyircinin de sinemalara gideceğini tekrar hatırlattı bize.
Anaakım sinemada Çağan Irmak’ın yönettiği Adile Naşit yılın sürprizlerinden biriydi. Yıllarca müzisyenlerin biyografi filmlerini izledik. İlk defa bir sinemacının biyografisi beyazperdede kendini gösterdi. Adile Naşit herhangi biri değil; Türkiye’nin ortak değerlerinden biri ve kuşaklararası bir isim. Yaşadığı dönemde hem tiyatro hem de sinema dünyasındaki hâkim oyunculuk anlayışını sessizce ve derinden yıkan, ekol yaratan bir oyuncu. Hem de trajik hayat hikâyesine rağmen. İşte Irmak, Adile Naşit’in bu özelliklerini öne çıkaran bir yapımla çıktı karşımıza. Yılın son günlerinde vizyona giren film, oyuncuların hikâyesini anlatan biyografi filmlerinin önünü açma potansiyeli taşıyor. Umarız devamı da gelir.
Bağımsızlar asla enseyi karartmıyor
Bağımsız sinema cenahıysa, her şeye rağmen üretmeye devam ediyor. Ekonomik zorluklara, artan film üretim maliyetlerine ve sansür baskısına karşın onların bu üretme azmine şapka çıkarmak gerek. Pelin Esmer’in O da Bir Şey mi, Özcan Alper’in Erken Kış, Almanya kökenli yönetmen Türker Süer’in cesur filmi Gecenin Kıyısı, Gürcan Keltek’in yenilikçi yapımı Yeni Şafak Solarken, Emine Yıldırım’ın Gündüz Apollon Gece Athena, Tayfun Pirselimoğlu’nun İdea, Vuslat Saraçoğlu’nun Bildiğin Gibi Değil, Soner Sert’in Acı Kahve, Alkan Avcıoğlu’nun Gerçek Ötesi filmleri, vizyona giren önemli bağımsız yapımlardı. Bu filmlerin birçoğu önce festivallerde kendini gösterdi; ardından vizyon seyircisiyle buluştu.
Türkiye’deki önemli festivallerdeyse Seyfettin Tokmak’ın Tavşan İmparatorluğu, Gözde Kural’ın Cinema Jazireh, Özkan Çelik’in Perde, Ziya Demirel’in En Güzel Cenaze Şarkıları, Rezan Yeşilbaş’ın Uçan Köfteci, Ceylan Özgün Özçelik’in Hiçbir Şey Normal Değil, Hasan Tolga Pulat’ın Parçalı Yıllar, Emre Sert ile Gözde Yetişkin’in Sahibinden Rahmet, Şeyhmus Altun’un Aldığımız Nefes, Emine Emel Balcı’nın Buradayım, İyiyim filmleri öne çıkan yapımlardı.
Geleceksizlik ve çıkışsızlık, ana meselemiz
Açıkçası Türkiye sinemasında estetik ve hikâye anlatma olanaklarının genişletilmesi için bağımsız sinemacılar bir arayış içerisinde. Bu arayış nasıl bir sonuç verir bilinmez ama özellikle 2000-2020 arasındaki hâkim biçim, estetik ve anlatının ötesine geçmek için gözle görünür bir uğraş söz konusu. Mesela filmlerin daha seyirci dostu olma çabası kendini gösteriyor. Çünkü kapalı bir anlatı yerine olay örgülerinde daha açık bir anlatı öne çıkmaya başladı.
Filmlerin büyük bölümünde öne çıkan tema, insanların yaşadığı çıkışsızlık. Bu bir tesadüf değil. Türkiye’de genel olarak insanlar bu duyguyla yaşıyor. Sinemacılar da bu gerçeği farklı şekillerde filmlerinde ortaya koyuyor. Geleneksel olarak taşraya bakan filmler var elbet ama kent insanının yaşadığı sorunlara eğilen yapımlar da sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Gelecek kaygısı, ekonomik sıkıntılar, kimlik karmaşası, acı bir gerçek olarak hayatımızda duran cinsel istismarın yaygınlaşması, şiddetin hayatın her alanına sirayet etmesi, filmlerde işlenen çıkışsızlığın önemli unsurları olarak önümüze geliyor. Aslında sinemacılar bize toplumsal hayatımızla ilgili önemli bir mesaj veriyor. Ne var ki bu mesajı alan var mı, işte orası tartışılır.
Seyirci kaybı bağımsız sinemacıları da etkiliyor
Çünkü genel olarak sinemalardaki seyirci kaybı maalesef bu filmlerde de karşımıza çıkıyor. Bağımsız yönetmenlerin çektiği filmler Türkiye’de her şeye rağmen canlı sinema ortamı oluşmasını sağlasa da bu filmlerin potansiyel seyircisine ulaşma olanakları azalıyor. Mesela 2025’te vizyona giren ve en çok izlenen 15 bağımsız filmin toplam seyirci rakamı 56 bin civarında. İddialı bir futbol maçını izlemek için bir stadyumu dolduran taraftarlardan bile daha az bu rakam.
Gerçi bağımsız sinemacılar, film çekme azimlerini, filmlerini insanlara ulaştırma konusunda da gösteriyor. Sinemacılar, şehir şehir dolaşıp filmlerinin gösterimine katılıp seyircileriyle buluşmak için büyük çaba içine giriyor. Açıkçası bu da takdir edilesi bir çaba.
Çocukların sinemaya ilgisini umursayan pek yok
Tüm bu manzara karşısında geleceğin potansiyel sinema seyircileri olan çocukları kimse fark etmiyor galiba. 2025’te Türkiye’de en çok izlenen yerli-yabancı 10 filmin yedisi çocukların ilgi gösterdiği yapımlardı. Belki zamane yetişkinlerinin sinemayla ilişkisi zayıflamış görünüyor ama günümüz çocukları 2025’te sinemanın yolunu en çok tutan grup olarak öne çıkıyor.
Özellikle animasyonlar, fantastik hikâyeler anlatan yapımlar çocukların ilgisine mazhar oluyor. Ne var ki yetişkin sinemacılar bu potansiyelin henüz farkında değil. Bağımsız sinemacıların da bu imkânı değerlendirmeye çalıştıklarına dair bir emare şimdilik gözlemlenmiyor. Yani bunun henüz kimsenin gerçek anlamda derdi olmadığı da çok açık.
Olkan Özyurt
Sinema Yazarı
Ocak 2026
Istanbul




