Onur Ödülleri 2020

Eşssiz bir kariyer sahibi olan Senta Berger, kendisini, yaşamını ve mesleğini özetlerken şöyle diyor: »Çok şanslı bir insanım«. Berger, 1950’li yıllarda Alman sinemasında başlayıp 1960’larda Hollywood’da büyük yıldızlarla sürdürdüğü kariyerinden kazandığı tecrübelerle tekrar Avrupa’ya dönüp sinemanın tanımadığı alanlarını keşfetmeye başladı. Gerek kamera önünde ve arkasında, gerekse yapımcı olarak denemediği bir alan hemen hemen yok gibi. Star olmanın getirdiği parlak vitrinlerin arkasına saklanmayan Berger, »Stern« dergisinin 1971 yılındaki efsanevi kampanyasına katılıp gayet cesur bir şekilde kamuoyunun önünde »Evet, kürtaj oldum« diyebiliyordu.

13 Mayıs 1941’da doğan Senta Berger, Viyana’nın Lainz semtinde büyüdü. Müzisyen olan babası Josef Berger ile dört yaşındayken ilk kez sahneye çıktı. 1955 yılında ailesiyle birlikte Viyana’da belediyenin toplu sosyal konutlarından birine taşındı: »Ayağımı yere sağlam basmayı çocukluk yıllarımda öğrendim ve bu bana hayata tutunmamı sağlıyor!« 14 yaşında oyuncu olmaya karar veren Berger, özel dersler aldıktan sonra Max Reinhardt’ın oyunculuk okuluna önce kabul edildi, ancak Yul Brynner’le Anatole Litvak’ın »The Journey« adlı filminde izin almadan oynadığı için de buradan atıldı. Buna rağmen 1958’de Josefstadt semtindeki Viyana Tiyatrosu’nun en genç oyuncusu oldu.

Ardından sinema kariyeri başladı. Yapımcı Artur Brauner’in »Der brave Soldat Schweijk« (Aslan Asker Şvayk) adlı filminde Heinz Rühmann’la oynadı. Bernhard Wicki’nin, ekonomik mucize yıllarındaki toplumun ikiyüzlü ahlak anlayışını hicveden »Das Wunder des Malachias« (Malachias Mucizesi) adlı filmde yer aldı.

1962’de Hollywood’a giderek Charlton Heston, Frank Sinatra, Dean Martin, Rita Hayworth, Kirk Douglas, John Wayne ve Yul Brynner gibi yıldız oyuncularla birbiri ardına filmler çekti. Yönetmen Sam Peckinpah’ın Amerikan iç savaşını konu alan »Der Schatten des Giganten« (Devin Gölgesi, 1966) adlı filminde ve İsrail devletinin kuruluş dönemini anlatan başka bir filmde de Magda Simon adlı militanın hayatını canlandırdı.

Senta Berger 1966 yılında daha sonra sinema yönetmeni olan Michael Verhoeven ile evlendi. »O kendime güven kazanmamı sağladı ki bu meslekte ayakta kalabilmek çok önemliydi bu... Amerika’dayken oyuncu olarak başkalarına ne kadar bağımlı olduğumun farkına vardım«, diyor Berger. Bu nedenle sanatçı çift, 1960’lı yıllarda kendi yapım şirketleri »Sentana«yı kurdular. 1969’da Avrupa’ya dönen Senta Berger, Verhoeven ile birlikte önce severek yaşadığı Roma’ya gitti. Genç Alman yönetmenler ise sanatçıya mesafeli yaklaşıyorlardı, çünkü Senta Berger’i daha çok »eski kuşak sinemanın« temsilcisi olarak görüyorlardı. Buna rağmen Volker Schlöndorff, mizahi bir toplum eleştirisi olan »Die Moral der Ruth Halbfass« (Ruth Halbfass’ın Ahlakı) adlı filmde kendisine başrol verdi. Yığınları televizyon başına çeken »Babeck« adlı polisiyede »Becerebilirsen unut beni« adlı şarkıyı seslendirdi ki Berger gerçekten müthiş bir sese sahipti! Ardından yapımcılığını kendisinin üstlendiği iddialı filmlerde yer aldı: George Tabori’nin tiyatro oyunundan uyarlanan »Mutters Courage« (Cesaret Ana) ve memleketi Passau’yu hasıraltı edilen nasyonal sosyalist geçmişiyle yüzleştiren genç ve cesur idol Anja Rosmus’un hikayesini anlatan »Das schreckliche Mädchen« (Korkunç Kız) bunlara örnek verilebilir. Ardından Scholl kardeşleri anlatan »Die weiße Rose« (Beyaz Gül) adlı 1982 yılının en başarılı filminde oynadı!

1985/86 yıllarında Münih sosyetesini hicveden televizyon dizisi »Kir Royal«de Franz Xaver Kroetz’in canlandırdığı Baby Schimmerlos adlı kahramanın son derece alımlı, lakonik ve başına buyruk eşi Mona rolünü canlandırdı.

2002 ila 2019 yılları arasında »Unter Verdacht« (Kuşku Altında) adlı polisiye dizide çekingen ve inatçı kriminal memur Dr. Eva Maria Prohacek’i canlandırdı. Dizinin »Verdecktes Spiel« (Gizli Oyun) adlı ilk bölümü 2003 yılında Adolf Grimme Ödülü’nü kazandı. Oğlu Simon Verhoeven’in büyük bir başarı kazanan »Willkommen bei den Hartmanns« (Hartmann’lara Hoşgeldiniz) adlı sinema filminde başroldeydi. Film 2016 yılında Almanya’da yaklaşık dört milyon (!) seyirci tarafından izlendi.

Senta Berger’in bütün faaliyetlerini burada saymak imkansız. Sinema dünyalarında gerçekleştirdiği sıradışı yolculuğu sayısız ödülle dolu. Senta Berger gerçekten de »çok şanslı bir insan«.

Jochen Schmoldt

Gazeteci
Nuremberg

Yönetmen, oyuncu ve yazar olarak Türkiye tiyatrosuna damga vuran sanatçıların başında gelen Genco Erkal, 2019 yılında 60. sanat yılını kutladı. İlk kez 1959 yılında sahneye çıkan Erkal, on yıl boyunca dönemin önemli tiyatro topluluklarında oyuncu ve yönetmen olarak çalıştıktan sonra, 1969 yılında halen sanat yönetmenliğini sürdürdüğü Dostlar Tiyatrosu’nu kurdu. 68 kuşağının fikirlerinden etkilenen Erkal her zaman toplumsal gelişmeye hizmet eden bir tiyatro anlayışını savundu. Sahne sanatını halkın geniş kesimlerine taşımak için önce arkadaşlarıyla Anadolu’da tiyatro yapmak isteyen Erkal, daha sonra Dostlar Tiyatrosu’nu İstanbul’daki devrimci sendikaların bünyesine katmayı hedefledi, ancak bu da hayata geçirilmedi. Ancak ilerleyen yıllarda Dostlar Tiyatrosu bir ekol oldu. Genco Erkal yetmişli yılların toplumsal çatışma ortamında Maxim Gorki, Jean-Paul Sartre, Peter Weiss, John Steinbeck, Tankred Dorst ve Bertolt Brecht gibi yazarların eserlerinden oluşan geniş bir repertuvar oluşturdu. Politik tiyatro hedefiyle Aziz Nesin, Haldun Taner, Vasıf Öngören ve Nazım Hikmet gibi yazarları da sahneye uyarladı.

Bertolt Brecht ve Nazım Hikmet Genco Erkal’ın sanatında hala derin bir iz bırakmaya devam eden iki isim. Sayısız oyuncu ve yönetmene okul olan Dostlar Tiyatrosu, aydınlanma fikrinden yola çıkarak, yeni estetik arayışların merkezi haline gelirken, tiyatro sanatının araçlarıyla toplumu dönüştürme hedefinden de hiç vazgeçmedi. 1980 darbesinin üzerine ölü toprağı serdiği sanatsal ortamda Genco Erkal sinema kariyerine başladı. Başrolünde oynadığı filmlerin sayısı bir elin parmakları kadar belki, ancak bu filmler, Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden birinde uluslararası alanda büyük ses getirdi. Yönetmenliğini Erden Kıral’ın yaptığı Hakkari’de Bir Mevsim, 1983 yılında Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı Ödülü’nü kazanırken, yönetmen Ali Özgentürk’ün At adlı filmi ise Tokyo ve Valencia gibi uluslararası festivallerden ödüllerle döndü. Bu sayede sinemaseverlerle dünya çapında buluşan Erkal, 1990’lı yılların başında ise Paris ve Avignon’da sahne aldı.

Genco Erkal’ın Nürnberg’le buluşması da uluslararası bir kitleye seslendiği bu döneme denk geliyor. Erkal, ilk kez 1992 yılında, sadece yedi film ve bir konukla „Türkiye Film Haftası“ adı altında yapılan festivalde, yönetmenliğini Fehmi Yaşar’ın yaptığı Camdan Kalp adlı filmdeki başrolüyle Nürnbergli sinemaseverlerin karşısına çıktı. 1994 yılında ise, festival ekibinin sanatçının da katılımıyla düzenledikleri performatif bir Brecht akşamında sadece sahne almakla kalmadı, aynı zamanda Dostlar Tiyatrosu’nun geleneğine uygun olarak, Nürnberg’deki genç sanatçılarla çalışma atölyeleri de düzenledi.

Sıradışı bu buluşmadan 25 yıl sonra Genco Erkal Nürnberg’e bu kez Türkiye Almanya Film Festivali’nin onur konuğu olarak geliyor. Ülkesinin tiyatro ve sinema sanatını derinden etkileyen, kendini farklı dil ve kültür dünyalarında evinde hisseden Erkal, Türkiye ile uluslararası sanat dünyaları arasında her zaman bir köprü, sanat anlayışını barışçıl ve modern bir toplumun hedefine sunan politik duruşuyla da ülkeye damgasını vuran ender sanatçılardan biri olmuştur.

Basın Bildirisi